31 Ağustos 2009 Pazartesi
THE LOGBOOK OF THE DERVISH
29 Ağustos 2009 Cumartesi
Görme engelliyim,çünkü aşinayım
Dışındaki dünyayı, kayıtsızlığı kendine ulamış bir bilinçle görmeye çalıştıkça ,tanışıklık artıyor ve fakat bu tanışıklık yabancılaşmanın delirtici tekdüzeliğini de kamçılıyor ruhunun derinliklerinde . İronisine hayran kaldığı bu durumun yarattığı dalgalanmalara kendini bıraktıkça ,altındaki gizli anlamıda yakalayabileceği umuduyla daha bir bakıyor ve bakmaya devam ettikçe daha bir yayılıyor kayıtsızlık bilincine ,buna izin veriyor, çünkü bu aşinalık haline özlem duygusu karıncalandırıyor bedenini.Baktıkça tanıdık gelen bu şeyler, anlamını yitirmeye başlayana kadar bakmaya devam edecek onlara .Aşina olduğunu anlaması için artık onları görememesi yeterli olacak .Bu yeterli aşinalık durumu onun özlemini çektiği, etrafındakileri bulanıklaştıran ,bilincinin onlardan ayrı olduğunu, onlardan ayrı durduğunu,onlardan farklı olduğunu yadsımasını sağlayacak ,bir anlamda onların kendi dışında oluşturduğu dünyaya kendi kabulünüde sağlayacak. Bu bulanıklık hali ,ta ki onu da kendi içine alıp, tüm bu olanlara baktığı notayı silikleştirene kadar bakmaya devem edecek.Belkide sonunda görecek.
28 Ağustos 2009 Cuma
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
27 Ağustos 2009 Perşembe
THE LOGBOOK OF THE DERVISH
26 Ağustos 2009 Çarşamba
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
bütün sosyete ordaydı :))
pek bir eğlenceli geçti.
dr. gaffar'a özel katkılarından dolayı teşekkür ederiz.
artık resmi fotoğrafçımız olan kenan yine sanatını konuşturdu.
oya hergün daha bi enteresan kadın olma yolunda emin adımlarla gidiyor...
ya hayriye!! ne diim bilmem ki... aştı kendini... ha bu arada bana kadınlarla ilgili verdiği bir sır çok içimi acıttı...
vildan artık geceye özel kıyafetler giymeye başladı...
nevin başta yabancıladı sonra açıldı, yol aldı...
bu şehri farklı bir gözle görmemizi sağlayan tüm dostlara, selam olsun...
25 Ağustos 2009 Salı
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
23 Ağustos 2009 Pazar
20 Ağustos 2009 Perşembe
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
her arayış bir seyahattir... içimde benden daha fazla kendim olan bir ben var...arayış, nihai karanlıktan önce karşılaşmak ve dostluk edebilmek bir süre...anlamsız olduğunu anlatabilmek karşılıklı...
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
bir uzun arayıştı arpa boyu yol alındı, anlaşıldı ki aramakla bulunmuyor, o ya kendi geliyor yada hiç gelmiyor...ömür de böyle geçiyor...
rastlantı üzerine rastlantısal bir şeyler
"hayat, tanrinin gordugu bir ruya mi yalnizca?" Miguel Unomuno'nun Sis romaninda gecen bir cumle: "benim basimdan gecenler, etrafimdakilerin baslarindan gecenler hakikat mi, hayal mi, yoksa tanrinin bir ruyasi mi sadece? o uyandigi zaman kaybolacak bir ruya olmasin bunlar, eger ona dualar ediyor, ezgilerde onu yuceltiyorsak, bu, onu uyutmak, sallayarak ruyalara dalmasini saglamak isteginden dogamaz mi?"
1-düzensiz rastlantılar: bu tür rastlantıları bir kurala bağlamak mümkün olmamıştır ve ilerde bir kurala bağlanabilecekleri de şüphelidir.
2-düzenli rastlantılar: bunların bir kurala bağlı olarak ortaya çıktıkları saptanmış olan rastlantılardır.
19 Ağustos 2009 Çarşamba
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
18 Ağustos 2009 Salı
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
"But never once forget"
17 Ağustos 2009 Pazartesi
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
Derviş 'in seyir defterine Zibidi'den katkı
İşte bizde ,bu güne kadar özel bir kolleksiyonda ,halka hiç açılmamış bu notların elimize geçen kısımlarını Kulebidi izleyicilerine sunuyoruz.Ve ismi bilinmeyen bu gezgin dervişin, bizim dervişle ilgisi olup olmadığını şimdilik bilmiyoruz.Yazıların çözebildiğimiz bir bölümü aşağıda yer almaktadır:
Amacım ,yeni imparatorluklar görmek, kralların huzurunda bir gezgin misafir sıfatıyla reverans yaparken onlarla ilgili birkaç ipucu yakalamak, belki biraz kendime yakın bulduğum bir hükümdar için birkaç arşınlık toprak için çarpışmak gibi görünsede ,medeniyetlerin beşiği sayılan doğunun ilham veren imparatorluklarıyla,batının henüz barbar kılıcı arasına sıkışmış, fakir Afrika’ya doğru itilen bu topraklarda ki yolculuğumun asıl nedeni ,tüm dünyanın inkarına karşın, bu insanlarda gelişen direncin altındaki adanmışlığın hikayesini yazmaktı .
Ama bunu yapmadan önce biraz gördüklerimi anlatayım.Hükümdarlık sürdükleri toprakların bereketini halkıyla paylaşıp ,onları bilge bir iyilikle yöneten ama dayanılmaz aybaşı ağrılarının sebep olduğu krizler ve bu krizler eşliğinde yaşadığı geçici delilik nöbetleri sebebiyle ,yağdırdığı anlamsız ve gaddar buyruklarıyla bir doğa felaketi gibi kullarının üstüne çöken,ne olduğunu anlamadan pek çok suçsuzu kılıçtan geçirten,ekinlerini ve evlerini yakıp yıkan ve rahatsızlığı sağaldığında yaptıklarından dolayı acılar içinde kıvranıp, zulmünün dağıttığı hayatları bu kezde ,eşsiz hediyeler ve zenginliklere boğan kraliçeler gördüm.Bir kulübede sefil sayılabilecek bir yaşantı sürüp, halkını bir derviş gibi kucaklayan hükümdarlarla da tanıştım ki ,o halkın ,en alt kastındaki biri bile hükümdardan daha varlıklı olmasına rağmen , egemenliği,tanıdığım diğer despot ,güçlü ve zengin addedilenlerden daha mutlak hissediliyordu.Tanıştığım bazı imparatorlar bir gezgin olarak bana ilk olarak ölümsüzlüğü sordular ve ben ülkelerinden ayrılana kadarda ölümsüzlük üzerine konuştular.Her şeyleri tamdı.Hazineleri zengin,toprakları bereketli,insanları varlıklı ve huzurlu,düşmanları ise mülayim. Geriye ne kalıyordu ki ölmekten başka.Kimi krallar ise ölümsüzlüğün biryolunu bulduklarını sanarak o güne dek yapılmış en büyük tapınağı inşaa ettirmek için tüm kaynaklarını kullanıyordu.Ne hazinelerinde bir sikke kalmıştı ,nede taş taşıyan insanların kollarında güç,bacaklarında derman.Bazı krallarla at üstünde savaş meydanlarında tanışabildim .Onlar tahta çıktıklarını ,at üzerinde ,savaş meydanında öğrenmişlerdi,ölümlerininde ,at üzerinde savaş meydanlarında olacağını biliyorlardı.Düşmanları sonsuz ve saldırgandı.....
Tüm bu yolculuklarım esnasında insanları uyanık ve diri tutan bir meyvenin kavrulmuş çekirdeklerinin suda kaynatılmasıyla yapılan ilaçlarda içtim, derilerine temas ettiği insanları ,sabah güneşine bir cüzzamlı gibi yarı ölü uğurlayan zehirleri de gördüm.İçlerindeki savaşcı itkiyi bir levhanın üstünde ,çeşitli figürlerle bir savaş oyununa dönüştürüp örseleyen komutanlarda tanıdım,sırf kendi imkansız utkuları için askerlerini kaybedeceklerini bildikleri bir savaşa süren komutanlarla da birlikte oldum....
Biraz önce parçaladığı ceylanın yavrularını kendi yavruları gibi yalayıp kucaklayan kaplanlarda vardı gördüklerimin arasında (ki onlara heyacan yüklü bir tutkuyla tapınıyor ve tanrı gözüyle bakıyordu bu topraklarda yaşayan insanlar), ama sinsi , akıl çelen yada cehennem ateşini yalamış ,şimdi kurbanını öpmeye çalışan bir iblis gibi algılanan hiç bir hayvana rastlamadım.
Bir ezgi gibi ,konuştukça insanı baştan çıkaran bülbül sesli kadınlarda tanıdım ki ,yüzlerine bakmak yada tenlerine dokunmak için ancak bir hekim olmayı gerektirecek çirkinlikteydiler,hiç konuşmayan ,süt tenli ,bir kamış gibi narin,gözlerine hiç bir zaman bakamadığım,bir yemiş gibi sulu ve bal kıvamında öpücüklerinin tadıyla yetinmek zorunda kaldıklarımda oldu ki biraz ısrarkar olsalar bir ömür boyu yanlarında kalabilirdim......
Herbiri hakkında günlerce konuşabileceğim bir çok olağanüstü şeylede karşılaştım,anlatmamın bir anlam ifade etmeyeceği sıradan şeylerde oldu bu seyahatler sırasında.Bazı yaşadıklarımı olduklarından çok farklı ,ya olanların çok üzerinde heyecanlarla dile getiriyorumdur şimdi, yada olağandışılıklarını basitleştiriyordur dilim size aktarırken .Bu kadar kısa sürede bilinmeyen dünyaları tavaf etmek ,bir gece uykuya daldığım yatağın çok uzağında ,başka bir yatakta rüya görmek gibi hissetmekle açıklanabilir belki .Yada hiç bir açıklaması yoktur.Belki de hiç yaşamamışımdır bunları.Tüm gördüklerimi hatırlamaya çalıştıkça ,tarladaki bütün ekinleri tek orak darbesiyle biçmek isteyen bir çiftçi gibi hissediyorum kendimi yada terkiblerini hatırlamadığı ilaçları yapmak zorunda ki bir büyücü gibi çaresiz buluyorum kendimi.Artık yaşlandım .Yaşadıklarımı bir gün hatırlarım belki ,ama genç ve canlı bir dimağın becerisiyle,dövülen çelik bir kılıcın yakıcı parlaklığı ile değilde ,yorgun ve tükenmiş bir bedenin, gece uykusunda verdiği istem dışı kasılmalar ve ürpermeler gibi belirsiz ve karanlık tepkilerle.
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
16 Ağustos 2009 Pazar
Varsa eğer
"Bunca umutsuzluğu ve boğuntuyu ortaya çıkarmak uğruna,hiçliğin sessizliğini ve dinginliğini bozmaya nasıl kalkıştın?"
Arthur Schoppenhauer
15 Ağustos 2009 Cumartesi
13 Ağustos 2009 Perşembe
12 Ağustos 2009 Çarşamba
Birikmiş Rüyalar Gölü
Çünkü, ulaşınca yaşayacağımızı düşündüğümüz düş kırıklıklarıdır ,başımızı yastığa daha bir gömmemize,yorganı kafamıza daha bir çekmemize neden olan.Ve sorarız kendimize: Nasıl bu kadar iyimser olur düşlerimiz,biz o kadar karamsar girerken yatağa.
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Bir öyküye başlıyoruz
Yağmur yüklü küçük bulutla ,hüthüt kuşunun öyküsü:
Kulenin dibinde ,ne yağmur yüklü bir bulut görebilirsiniz,ne de bir hüthüt kuşu bulma olasılığınız vardır.Ama kulenin dibinde, yağmur yüklü küçük bulutlarına ulaşmaya çalışan hüthüt kalpleri bulabilirsiniz.
Peki ama böyle bir öykü niye yazılır ki?:
Sevilmez olmak , görünmez olmak demek olduğu için.
Çünkü hiç bir aşk kısır olmadığı için , hiç bir korunma önlemi işe yaramadığı için.
OK mi?
9 Ağustos 2009 Pazar
"Nerede hata yaptım?" diye soranlara
8 Ağustos 2009 Cumartesi
Sorulması gereken sorular 1
Cevap : Tabi ki hatun =)
Gizli soru : Ama o hatun size o zevki yaşatır mı?
Gizli cevap: Bence hayır...
7 Ağustos 2009 Cuma
6 Ağustos 2009 Perşembe
Size olan sevgimdendir bu sözlerim efendimiz :
Bana kızıyorsunuz, hatta bu kızgınlığınıza asabi alaşımlarda lehimlemişsiniz ki, bu denli mukavim ve dayanıklı olmuş .Bir cıva damlası gibi oynak , hafif ve hokkabaz değil ,yumuşak bir dokusu yok sizin kızgınlığınızın.Eni konu bir kılıç gibi biraz esner görünse ve öyle salınımları olsada, çeliğin suyla buluşmasından sonraki hali gibi, sizin kızgınlığınız da karmaşık ruh halinizle dövülünce, böyle uzun ömürlü ve dayanıklı olmuş.















))).jpg)


