Bölüm 1: objects in the mirror are closer than they appear
Şimdi bu lafla söze başlamak bazı riskler içeriyor gibi gözükse de,bu söz, yine de basitin içindeki derin anlamlara bir giriş olabilecek özellikte algılanabilir aslında,düşünsenize hele de aynada kendimize bakar olduğumuz bir anda.Böyle düşündüğümüzde Jurassic Park filminde T-Rex in jipi kovaladığı sahnede,jipin dikiz aynasından T-rex i bize gösteren Spielbelg ,aynı dikiz aynasında ki bu ibareyi gözümüze sokarak belkide filmine farklı bir boyut katmak istemiş olabilir.
Umberto Eco,Ortaçağı Düşlemek kitabında “raslantısal ışık yayılmasını yansıtma yetisi olan her düzgün yüzeyi” ayna olarak tanımlıyor ki bizim burada konu edeceğimiz ayna kavramı bu genel tanımdan başlayarak arkası sırlı o cam yüzeye kadar uzanıyor.Burada yer alacak ayna kavramının bir takım filmotografilerden,psikolojiye,oradan felsefeye,edebiyata,resme dokunduğunu,bazen banyonuzdaki ayna ile özdeşleştiğini ve bazen de metafizik bir etki yarattığını gördükçe bir kez daha hayatın nasıl bir yanılsama bütünü olduğu yönündeki inancımızı kuvvetlendirdiğini görüp şaşırabiliriz.
Eco’nun tanımından hareketle bir “ayna” sözkonusu olacaksa eğer ışığa ihtiyacımız olduğu kesin,bunun yanında bu ışık yayılmasını yansıtacak bir yüzeye de gerksinmemiz var.Ama bence (Eco’nun tanımlamasında yer almayan) asıl üzerine ışık vuran ve yüzeyde yansıyacak “şey” olmadan hiçbir ayna varolamaz fikri ayrıca heyecan verici.Burada"şey" diye nitelediğimiz bir nesne veya onun bizde yarattığı bir imge olabilir ama bizim nesneleride kolayca imgeleştirdiğimiz düşünüldüğünde imge terimini kullanmak daha doğru geldi bana.Zira her şey bizim için biraz "gibi"olan değil mi,her nesneyi "gibi"leştirme alışkanlığımız yok mu?Öyle ise imgeye "gibileşmiş nesne"diyebilirmiyiz?
Bu “imge” konusu üzerinde biraz düşününce “ışık” için aslında bir bahane oldukları fikrine ulaşılabilir.İmgelerden ayıklanmış bir dünyada ışık ne anlam yükleyebilir ki sonsuz gerçekliğine?İmgelerden yoksun bir evrende,bilincimizde herhangi bir yansımaya yol açmayan düşünceler,imgesiz ışık gerçeğinde olduğu gibi bizi ,uçsuz bucaksız bir anlamsızlığın ortasında terk edip gitmeyecek mi?Bu haliyle imge denilen şey düşünce huzmelerimizi durdurup ,yansıtan şey olmuyor mu?Nesne ışığı durduran ve onu yansıtan bir şey olarak algılandığında,imgeye de düşüncelerimizi durduran ve yansıtan şey olarak bakmak bir yanılsama mı?
Öyleyse bu imge konusunda biraz duralım.Doğu Romanın ortodoks fanatikleri ikonların imgesel bütünlüğüne saldırıp onları parçalarlarken tek bir güdüyle hareket ediyorlardı:onlara yüklenmiş anlamları zihinlerden silip atabilmek.Biz ise günümüzde farklı bir yol seçmiş gibi görünüyoruz:imgelere taşıyamayacakları kadar çok anlam yüklemek,onları anlama boğmak.Ancak sonuçta geldiğimiz noktada Bizanslı ikonoklastların imgeleri parçalayarak yok etme fikrinden çokta ötede bir yerde durmadığımız görülüyor,bizde boğarak yok ediyoruz. Oysa ki imgenin hakikat ve gerçeklikle olan ilgisi oldukça zayıf bağlarla örülmüştür,imgenin daha çok var olan dünya yada gerçeklikle ilgisini garip bir illüzyon içeren sihirli bir ilişki olarak algılamak gerekir ki bu durumda gerçeklik hiçbir zaman varlığından emin olunamayacak bir hal alır.Bu durumun katlanılmazlığı geçmişte onu parçalama şeklinde ortaya çıkmışsa da bugün onu boğma düzeyinde devam ediyor gibidir.İmge fikrine bu saldırganlığın altında yatan bir tek gerçek olabilir ki oda imgenin bizi hemen etkisi altına alabilen bir büyüsünün olması ve bizi her seferinde şaşırtmasıdır.Bu etkilenmeyi yaratabilecek olan imge kendiliğinden ortaya çıkabilecek kadar iradi,kendisine biz bir anlam yüklenmeden önce davranarak,kendi anlamını kendi dayatan bir imge olmalıdır.Aksi halde imge üzerine çullanan anlam koyucuların tecavüzlerine dayanamayıp,özgün bir imge olmanın çok uzağında kalacak, özgün bir varlık olarak yansıttığı insan imgesi de bir piç olarak doğacaktır.Ama aslına bakarsanız imgelerin birbiriyle benzeştiği varsayımından hareketle bir takım çıkarımlarda bulunma çabası, sonuçta bir hiçlik,bir dondurma,bir hareketsizleştirme eylemine dönüşerek dünyayı bir şekilde durdurma uğraşımızın çabaları gibi görünmektedir.Bu tamda Warhol'un sözünü ettiği ,bir imgenin tam göbeğinde yer alan boşluk yada hiçlik duygusuna benzeyen bir algılamadır ki bu noktada yokluk,hiçlik yada boşluğa anlam yüklemeye çalışmak imgeyi kurtarma boş uğraşımız olarak ayrıca anlamsız olmaktadır.İmgeyi gerçeğe yaklaştırabilmek adına anlam,duygu,hareket,düşünce eklemeye çalışmak fikri bu noktada sadece bizim yarattığımız bir yanılsamanın unsurları olup çıkmıyor mu? diye sorabilmeliyiz kendimize;en azından aynada kendimize bakarken.
Bizim bir şekilde kirletmediğimiz sadece kendi anlamıyla kabul edip,algıladığımız imge nasıl bir şey olmalıdır?Daha doğrusu "masum imge" nedir?
İmgeleri gerçekliğe ulaşabilmenin unsurları olarak kullanma fikrini anlayabilmemize rağmen,gerçekliğin o kadar da açık seçik olmadığı gerçeği ile bu imgelerin gerçekliğine duyduğumuz güven arasında oluşan çatlaktan bakmaya çalıştığımızda, masum bir imge bulmanın zorluğu ile orantılı olarak, masum bir gerçeklik açıklamasının da mümkün olmadığını görebiliriz.Masum imgenin bence en önemli özelliği kendi farkındalığında olmamasıdır ki bu aynı zamanda bir bilinçsizlik halini gerektirir.İmgenin masum olabilmesi için ondan çok şey isteyeceğiz ama kendini bir imge sanmamalı ,aynı zamanda, bir "araç"olma halinden de uzak olmalıdır.Ondan beklediğimizin sadece"şey"in yansıtılması olduğunu bilmelidir.Bunun dışındaki her çabanın gerçek kavramımıza kısa devre yaptırması kaçınılmaz gözükmektedir.Zira imgeler üzerlerine bir bakışın izlerinin düştüğünü anladıkları anda anlam yaymaya başlayan fosforlu taşlara dönüşebilmektedirler.Ayna metaforuda tüm bunların bireysel yaşamımızdaki yansımasından başka bir şey değil gibi geliyor.Tek yapmamız gereken tüm imgelere karşı aynada ki imgemize gösterdiğimiz duyarlılığı gösterebilmekte gizli sanki.Oysa ne yazık ki aynanın bize sunduğu yansıtılmış gerçeklik dünyası çoğu zaman bize daha cazip gözüküyor,diğer bir çok bahşedilmiş gerçekliklerimize yaptığımız haksızlığı tekrarlayarak,o dünyayı duyarlılık göstermenin ötesine geçerek ,nesnel dünyamızın gerçekliğine tercih ediveriyoruz.
Sonra muhtemelen döneceğimiz bu imge konusunu, yazımızın asıl konusu olan "Ayna" adıyla bir de film yapmış A. Tarkovski'nin "Mühürlenmiş Zaman" kitabından bir alıntıyla bitirelim:"İmge hakikatin suretidir.Körlüğümüzden aman bulup ufacık bir parıltısını yakaladığımız hakikatin sureti."
Devam eder nasılsa.....
Şimdi bu lafla söze başlamak bazı riskler içeriyor gibi gözükse de,bu söz, yine de basitin içindeki derin anlamlara bir giriş olabilecek özellikte algılanabilir aslında,düşünsenize hele de aynada kendimize bakar olduğumuz bir anda.Böyle düşündüğümüzde Jurassic Park filminde T-Rex in jipi kovaladığı sahnede,jipin dikiz aynasından T-rex i bize gösteren Spielbelg ,aynı dikiz aynasında ki bu ibareyi gözümüze sokarak belkide filmine farklı bir boyut katmak istemiş olabilir.
Umberto Eco,Ortaçağı Düşlemek kitabında “raslantısal ışık yayılmasını yansıtma yetisi olan her düzgün yüzeyi” ayna olarak tanımlıyor ki bizim burada konu edeceğimiz ayna kavramı bu genel tanımdan başlayarak arkası sırlı o cam yüzeye kadar uzanıyor.Burada yer alacak ayna kavramının bir takım filmotografilerden,psikolojiye,oradan felsefeye,edebiyata,resme dokunduğunu,bazen banyonuzdaki ayna ile özdeşleştiğini ve bazen de metafizik bir etki yarattığını gördükçe bir kez daha hayatın nasıl bir yanılsama bütünü olduğu yönündeki inancımızı kuvvetlendirdiğini görüp şaşırabiliriz.
Eco’nun tanımından hareketle bir “ayna” sözkonusu olacaksa eğer ışığa ihtiyacımız olduğu kesin,bunun yanında bu ışık yayılmasını yansıtacak bir yüzeye de gerksinmemiz var.Ama bence (Eco’nun tanımlamasında yer almayan) asıl üzerine ışık vuran ve yüzeyde yansıyacak “şey” olmadan hiçbir ayna varolamaz fikri ayrıca heyecan verici.Burada"şey" diye nitelediğimiz bir nesne veya onun bizde yarattığı bir imge olabilir ama bizim nesneleride kolayca imgeleştirdiğimiz düşünüldüğünde imge terimini kullanmak daha doğru geldi bana.Zira her şey bizim için biraz "gibi"olan değil mi,her nesneyi "gibi"leştirme alışkanlığımız yok mu?Öyle ise imgeye "gibileşmiş nesne"diyebilirmiyiz?
Bu “imge” konusu üzerinde biraz düşününce “ışık” için aslında bir bahane oldukları fikrine ulaşılabilir.İmgelerden ayıklanmış bir dünyada ışık ne anlam yükleyebilir ki sonsuz gerçekliğine?İmgelerden yoksun bir evrende,bilincimizde herhangi bir yansımaya yol açmayan düşünceler,imgesiz ışık gerçeğinde olduğu gibi bizi ,uçsuz bucaksız bir anlamsızlığın ortasında terk edip gitmeyecek mi?Bu haliyle imge denilen şey düşünce huzmelerimizi durdurup ,yansıtan şey olmuyor mu?Nesne ışığı durduran ve onu yansıtan bir şey olarak algılandığında,imgeye de düşüncelerimizi durduran ve yansıtan şey olarak bakmak bir yanılsama mı?
Öyleyse bu imge konusunda biraz duralım.Doğu Romanın ortodoks fanatikleri ikonların imgesel bütünlüğüne saldırıp onları parçalarlarken tek bir güdüyle hareket ediyorlardı:onlara yüklenmiş anlamları zihinlerden silip atabilmek.Biz ise günümüzde farklı bir yol seçmiş gibi görünüyoruz:imgelere taşıyamayacakları kadar çok anlam yüklemek,onları anlama boğmak.Ancak sonuçta geldiğimiz noktada Bizanslı ikonoklastların imgeleri parçalayarak yok etme fikrinden çokta ötede bir yerde durmadığımız görülüyor,bizde boğarak yok ediyoruz. Oysa ki imgenin hakikat ve gerçeklikle olan ilgisi oldukça zayıf bağlarla örülmüştür,imgenin daha çok var olan dünya yada gerçeklikle ilgisini garip bir illüzyon içeren sihirli bir ilişki olarak algılamak gerekir ki bu durumda gerçeklik hiçbir zaman varlığından emin olunamayacak bir hal alır.Bu durumun katlanılmazlığı geçmişte onu parçalama şeklinde ortaya çıkmışsa da bugün onu boğma düzeyinde devam ediyor gibidir.İmge fikrine bu saldırganlığın altında yatan bir tek gerçek olabilir ki oda imgenin bizi hemen etkisi altına alabilen bir büyüsünün olması ve bizi her seferinde şaşırtmasıdır.Bu etkilenmeyi yaratabilecek olan imge kendiliğinden ortaya çıkabilecek kadar iradi,kendisine biz bir anlam yüklenmeden önce davranarak,kendi anlamını kendi dayatan bir imge olmalıdır.Aksi halde imge üzerine çullanan anlam koyucuların tecavüzlerine dayanamayıp,özgün bir imge olmanın çok uzağında kalacak, özgün bir varlık olarak yansıttığı insan imgesi de bir piç olarak doğacaktır.Ama aslına bakarsanız imgelerin birbiriyle benzeştiği varsayımından hareketle bir takım çıkarımlarda bulunma çabası, sonuçta bir hiçlik,bir dondurma,bir hareketsizleştirme eylemine dönüşerek dünyayı bir şekilde durdurma uğraşımızın çabaları gibi görünmektedir.Bu tamda Warhol'un sözünü ettiği ,bir imgenin tam göbeğinde yer alan boşluk yada hiçlik duygusuna benzeyen bir algılamadır ki bu noktada yokluk,hiçlik yada boşluğa anlam yüklemeye çalışmak imgeyi kurtarma boş uğraşımız olarak ayrıca anlamsız olmaktadır.İmgeyi gerçeğe yaklaştırabilmek adına anlam,duygu,hareket,düşünce eklemeye çalışmak fikri bu noktada sadece bizim yarattığımız bir yanılsamanın unsurları olup çıkmıyor mu? diye sorabilmeliyiz kendimize;en azından aynada kendimize bakarken.
Bizim bir şekilde kirletmediğimiz sadece kendi anlamıyla kabul edip,algıladığımız imge nasıl bir şey olmalıdır?Daha doğrusu "masum imge" nedir?
İmgeleri gerçekliğe ulaşabilmenin unsurları olarak kullanma fikrini anlayabilmemize rağmen,gerçekliğin o kadar da açık seçik olmadığı gerçeği ile bu imgelerin gerçekliğine duyduğumuz güven arasında oluşan çatlaktan bakmaya çalıştığımızda, masum bir imge bulmanın zorluğu ile orantılı olarak, masum bir gerçeklik açıklamasının da mümkün olmadığını görebiliriz.Masum imgenin bence en önemli özelliği kendi farkındalığında olmamasıdır ki bu aynı zamanda bir bilinçsizlik halini gerektirir.İmgenin masum olabilmesi için ondan çok şey isteyeceğiz ama kendini bir imge sanmamalı ,aynı zamanda, bir "araç"olma halinden de uzak olmalıdır.Ondan beklediğimizin sadece"şey"in yansıtılması olduğunu bilmelidir.Bunun dışındaki her çabanın gerçek kavramımıza kısa devre yaptırması kaçınılmaz gözükmektedir.Zira imgeler üzerlerine bir bakışın izlerinin düştüğünü anladıkları anda anlam yaymaya başlayan fosforlu taşlara dönüşebilmektedirler.Ayna metaforuda tüm bunların bireysel yaşamımızdaki yansımasından başka bir şey değil gibi geliyor.Tek yapmamız gereken tüm imgelere karşı aynada ki imgemize gösterdiğimiz duyarlılığı gösterebilmekte gizli sanki.Oysa ne yazık ki aynanın bize sunduğu yansıtılmış gerçeklik dünyası çoğu zaman bize daha cazip gözüküyor,diğer bir çok bahşedilmiş gerçekliklerimize yaptığımız haksızlığı tekrarlayarak,o dünyayı duyarlılık göstermenin ötesine geçerek ,nesnel dünyamızın gerçekliğine tercih ediveriyoruz.
Sonra muhtemelen döneceğimiz bu imge konusunu, yazımızın asıl konusu olan "Ayna" adıyla bir de film yapmış A. Tarkovski'nin "Mühürlenmiş Zaman" kitabından bir alıntıyla bitirelim:"İmge hakikatin suretidir.Körlüğümüzden aman bulup ufacık bir parıltısını yakaladığımız hakikatin sureti."
Devam eder nasılsa.....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder