30 Eylül 2009 Çarşamba
Harikalar Diyarından kadına dair notlar
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
27 Eylül 2009 Pazar
songs ohia -lioness
of that look of the lioness to her man across the Nile
it is that look of the lioness to her man across the Nile
wanna feel my heart break if it must break in your jaws
want you to lick my blood off your paws
you can't get her fast enough
I will swim to you
whether you save you me
whether you savage me
want my last look to be the moon in your eyes
want my heart to break if it must break in your jaws
want you to lick my blood off your paws
it is for me the eventual truth
it is that look of the lioness to her man across the Nile
and you can't get here fast enough
I will swim to you
19 Eylül 2009 Cumartesi
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
Harikalar Diyarından Kadına dair notlar
A woman moddeling for Alphonse Mucha.Lewis Carroll ,tüm yazın aleminde bazen Poe’da ki gibi gotik,bazen de Baudelaire’in şiirlerindeki gibi lirik bir kahraman olarak karşımıza çıkan kediye Alis’in ağzından şöyle seslenir: “İşe bakın!Gülümsemeden yoksun bir kedi çok görmüştüm,ama kediden yoksun gülümsemeye hiç rastlamamıştım!” Ve ilerleyen bölümlerde de kedi bu sefer Alis’e kendisi ile ilgili gerçekleri ifade eder: “Şimdiii,köpek kızınca havlar,sevinince kuyruğunu sallar biliyorsun,Bense,sevinince mırlar,kızınca kuyruğumu sallarım.Demek ki ben deliyim.”
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
18 Eylül 2009 Cuma
Rastlantı üzerine rastlantısal devam yazısı
Böyle düşünürsek büyük ölçüde yanılırız,zira rastlantı konusunda da bilimsel araştırmalar yapılması hiç de olanaksız değildir.Şans oyunlarının analizleriyle başlayan bu araştırmalar bugün olasılık hesapları adıyla bilinen ve uzun süredir matematiğin yan dalı olarak kabul edilen bir konunun ortaya çıkmasına yol açmıştır.Uzun bir süre içinde çok kez yinelenen bir olaylar dizisi yada geniş sistemlere ilişkin olarak rastlantı öğesinin araştırılmasında ,bilinmezlikten bilinebilirliğe bu geçiş büyük bir önem taşır.( lotoyu tuttursak,eve bir çeşme yaptırsak fena mı olur?)
Rastlantı ya da gelişigüzelliğin fazla anlam taşımadığı kanısında mısınız?
Günümüzde çok iyi bilindiği gibi hayvan ve bitki türlerinin kalıtımsal özellikleri bir kuşaktan diğerine kromozomların içerdiği DNA tarafından taşınır.DNA nın A,T,G ve C harfleriyle tanımlanan dört ayrı türe ait elemanlardan oluşan uzun bir zincir olduğunu biliyoruz.Dolayısıyla kalıtımın dört harfli bir alfabe ile yazılan uzun mesajlardan oluştuğunu varsayıyoruz.Hücre bölünmesi sırasında bu mesajlar her yeni hücre tarafından kopyalanır.Bu sırada bazen mutasyon denilen gelişigüzel yanlışlarda ortaya çıkar ve böylece her yeni hücre yada birey, atalarından farklı bir takım özelliklere sahip olur.Doğal eleme bunların bazılarını seçerken ,geri kalan güçsüz ya da daha az şanslı olanları yok eder.Bu da yaşamın temel taşlarını oluşturan genetik iletilerin taşınmasında rastlantının ne denli rol oynadığını göstermektedir.(Dünyaya gelebilmek bu anlamda rastlantının kendisidir ama bu bir talih midir,talihsizlik midir? bilemem...)
Siz bizim deterministleştiremediklerimizdenmisiniz?
Zamanın akışı tüm dünyayı algılamamızda önemli bir işlev görür.Aslında rastlantının da buna benzer algı sağlayıcı bir özelliği vardır ki bu ikisi arasında var olan bağlantıyı açıklamakta ve zaman kavramını tanımlamakta bize iki teori yardım etmektedir(şimdilik).
Klasik mekanik ve kuantum mekaniği.
Klasik mekaniğin İsa'sı sayılan Newton(ki kendisi İsa'da olduğu gibi başının üstünde dikenli bir dalla değilde ,kafasına düşmekte olan bir elma ile resmedilir) mekaniğine göre fiziksel bir sistemin belli bir zamandaki-buna başlangıç zamanı diyoruz-durumunu ,yani konumunu ve hızını biliyorsak diğer herhangi bir zamandaki durumunu da kestirebiliriz.Yani bir sistemin başlangıç durumunu biliyorsak ,bu durumun zaman içinde uğradığı değişimleri ve buna bağlı olarak sistemin herhangi diğer bir zamandaki durumunu da saptayabiliriz.(Oh kurtulduk geleceğin belirsizliğinden,Yaşasın elma!)
Bu teorinin dünyamıza ilişkin tamamen determinist bir portre çizdiğini görebiliriz:Evrenin gelişigüzel seçilmiş bir başlangıç zamanındaki durumunu biliyorsak herhangi bir başka zamanındaki durumunu da saptayabiliriz.Veya bir eylemimizle ilgili başlangıç durumunu iyi tanımlamışsak, daha sonra bu eylemimizin sonuçlarının neler olacağını da üç aşağı beş yukarı bilebiliriz.
Bu nokta da Laplace'ın determinizme ilişkin ünlü açıklamasını burada vermeden bir yere varmak zor görünüyor :
"Doğanın yaratılışında rol oynayan tüm güçleri ve doğayı oluşturan tüm öğeleri bilen ve bu bilgileri çözümleyecek denli güçlü olan bir zeka,evrendeki herşeyi tek bir formülle açıklayabilirdi.Böyle bir zeka için hiçbirşey belirsiz yada bilinmez olmayacağı için geçmişte,gelecekte aydınlanırdı.Bu güne dek tüm yaptıklarına karşın insan zekası bunun ancak silik bir kopyası olabilmiştir."Biraz teolojik ama bizim için gerekli bir açıklama.Çünkü...
Bu görüş akla şöyle bir soruyu getiriyor:determinizm ile rastlantı yada determinizm ile özgür irade arasında uyum olduğu söylenebilir mi?
Yaşamı anlayabilme yolunda rastlantı ve olasılıkların önemli rol oynadığını bildiğimiz için ilk anda determinizmi yadsımaya eğilimli olabiliriz.Gerçekte ise rastlantı ve determinizmin çelişkili gibi görünmesi yanlış bir izlenimdir.Ya da daha doğrusu paradoksal bir izlenimdir diyelim.Çünkü birazdan göreceğiz ki rastlantı ile determinist diyebileceğimiz düzenek tavuk yumurta(ki her ikisi de protein demektir)paradoksuna benzer.
Çay ve kahve molası yanında da biraz mantık(protein içermez):
A.1) Her olayın bir nedeni vardır. (Bu neden bir rastlantıya dayanabilir.)
A.2) Her olayın belirli bir nedeni vardır. (Belirli bir neden içinde rastlantı aramak boşunadır.Ama bazen bulunabilirde.)
A.3) Her olayın zorunlu olan belirli bir nedeni vardır. (Hem zorunlu hem belirli bir neden varsa ,rastlantıya rastlamak artık zordur.Belki sadece neden kısmında bulunabilir.)
B.1) Her olayın bir etkisi vardır. (Kelebek etkisi.)
B.2) Her olayın belirli bir etkisi vardır. (Hafif bir esinti olabilir.)
B.3) Her olayın zorunlu olan belirli bir etkisi vardır. (Sanırım bu bir fırtına.)
C.1) Evrende önceki olaylar sonraki olayları belirler. (Önceki olay A.1 e dayanıyorsa yaşam başlamış demektir.)
C.2) Evrende önceki belli olaylar sonraki belli olayları belirler. (sanırım evriliyoruz)
C.2) Evrende önceki belli olaylar sonraki belli olayları zorunlu olarak belirler.( artık bize homo sapiens diyorlar)
Burada, 3'lerin 1 ve 2'leri zorunlu kıldığı ortadadır: 3'ler doğru => 1 ve 2'ler de doğrudur. Aynı şey ters yönde sözkonusu değil. 1'leri, 2 ve 3'lerin doğruluğunu varsaymadan öne sürebiliriz. 1'lerin inkarı, 2 ve 3'lerin de inkarını gerektirirken, 3'leri yok saymak, 1 ve 2'leri de yok saymayı gerektirmez.
Mola bitti yola devam...
Determinizm ile rastlantı arasında mantıksal açıdan bir çelişki bulunmamaktadır.Yani bir durumun başlangıcındaki koşullar önceden belirlenmiş olabileceği gibi rastlantısal yoldan ortaya çıkmış da olabilir.Daha teknik anlatırsak durumun başlangıç halinde belli ölçüde olasılık payı bulunabilir.Eğer hal böyleyse var olan durum herhangi diğer bir zamanda da rastlantısallık öğesi içerecek ve bu da yeni bir olasılık payının ortaya çıkmasını gerektirecektir.Herhangi bir durumun başlangıç hali uygulamada yüzdeyüz kesin olarak bilinemeyeceği için düşük bir olasılık da olsa rastlantının herzaman hesaba katılması gerekir.Başlangıç durumunun içerdiği çok küçük bir rastlantısallık ,daha sonraki bir aşamada çok daha büyük boyutlar kazanabilir.Yani determinizm rastlantıyı ortadan kaldırmaz.Rastlantı kendi determinist anlayışını beraberinde getirir.( Ne yani şimdi geleceğin hala belirsiz olabileceğini mi söylüyorsun?Bu elmada zaten kurt vardı!)
Ama istenirse hala Newton 'un klasik mekaniğine takılıp kalanlar için ,klasik mekanik ,rastlantı ve gelişigüzelliğe hiç yer vermeden anlatılabilir.Ve hayatta böyle tanımlanabilir.(on yıl önce,on yıl sonraki konumumla ilgili hesaplamalar yapmaya başlamıştım, halen ilk yıldayım ,ancak üzerinden henüz hesaplayamadığım dokuz koca yıl daha geçmiş)
Ancak kuantum mekaniği raslantısal ve gelişigüzel olmadan pek birşey ifade etmez. René Thom 'a göre madem ki bilimin amacı yasaları oluşturmaktır,evren ve yaşamla iligili her tür bilimsel araştırma ve bunun sonucu ister istemez determinist yasaların bulunmasıyla sonuçlanacaktır.Ama bu determinizmin Laplace'ın ki gibi olması gerekmez:pekala da bir olasılık payını yönlendiren bazı determinist yasalar elde edilebilir,rastlantıdan uzak kalmak sanıldığı kadar kolay değildir!
Thom'un bu görüşü rastlantı ve determinizm ikilemi ve bununla bağlantılı olan öznel gerçekliğimiz(yada özgür irade diyelim) konusu yönünden önem taşımaktadır.Aslında sorunu şu yada bu mekaniği seçerek çözmemiz mümkün değildir çünkü her mekaniğin özünde determinizm bulunmaktadır.Sorunu mekanik dışında da çözmek mümkün olmayabilir,çünkü ortaya koyacağımız her şey,bir düşünce bile kendi içinde determinist bir süreci başlatabilir,kendi kural ve yasalarıyla var olmaya çalışır.
Laplace determinizmine kıyasla kuantum mekaniğinde rastlantıya ayrılan yer ,bu mekaniğin öznel gerçekliğimize ilişkin görüşlerle daha çok uyum sağlayacağı umudunu güçlendirmiştir.Çünkü kuantum mekaniği, olma ihtimalini hep bir kenarda tutarak ilerleyen bir süreçtir.(Olma ihtimali varsa olur)Ama bu umut gerçekleşmesi olanaksız bir düştür.Çünkü başkalarının öznel gerçekliği bizim için bir sorun oluşturmaz,çünkü onların aldığı kararlarla ilgili kolayca tümüyle determinist bir açıklamayı kabul edebiliriz.Asıl sorun determinizmle kendi öznel gerçekliğimiz arasındaki çatışmadadır.Bu sorunu ise ,çeşitli seçeneklerin bulunduğu aşamada bunlardan yalnızca birini seçerek kendimize karşı üstlendiğimiz sorumluluk olarak tanımlayabiliriz.(Varoluşçu mekanik diye birşey buldum galiba:))
Aslında pek fazla bilinçli seçim özgürlüğümüzün olmadığı gerçeği bu noktada karşımız çıkar.Yaşamlarımız bilinçli benlerin temsilinden çok, bölük pörçük düşlere daha yakındır.En önemsediğimiz şeyler üzerinde denetimimiz pek azdır,can alıcı karalarımızın çoğu haberimiz olmadan alınır.Bilinç varlıkların düzeninde bize öğretilenden çok daha az önem taşır.Bazen de size acı vereceğini bildiğiniz buram buram sorumluluk kokan bir seçim yapmak zorunda kalabilirsiniz.Sonuç olarak ,rastlantı öznel gerçekliğimizi anlamamıza yardım edemez.Hiçbirşeyi bilemezsin ,sadece olasılıkları bilirsin.(Hay aksi Varoluşçu mekanik diye birşey yokmuş!...)
Geleceğin rastlantının elinde oyuncak olmaması temennisine bir darbede Gödel'in eksiklik teoreminden gelmiştir.Bir durumun irdelenmesi,o durumla ilgili karar vermenin olağanüstü uzun bir süreç olması nedeniyle bizi sonuçların doğruluk ve yanlışlığını saptayamadığımız bir konuma ulaştırır.Yani öznel gerçekliğimizin anlamlı bir kavram olmasının başlıca nedeni evrenin ,daha doğru bir deyimle bizim kendi karmaşıklığımızdır(ya Newton seni özleyeceğiz anlaşılan).Gödel, matematiksel tümevarımda dahil olmak üzere ,mantıksal çıkarım ve matematiğin bütün araçlarıyla donansak bile,belli doğru önermelerin ispatlanamaz kalacağını göstermiştir.Yada ispatlanabilir doğru bir önermenin ,ispatlanamayacak aksiyomlardan oluşabileceğini.Yani ispatlanabilir olanla ,doğru olan arasında sonsuza kadar kapatılamayacak bir yarık vardır.Aynen rastlantı ile öznel gerçekliğimiz arasında olduğu gibi.
Ev ödevi :Şimdi bir görev üstlenelim,görevin adı Yaşamı başlatmak olsun.Elinize boş bir kağıt alın ve bir kaç denklem yazarak yıldızları,galaksileri,ve tüm öğeleriyle evreni yarattığınızı varsayın.Şimdi sıra evrende yaşamı başlatacak mesajınızda.Bu noktada akılda tutmanız gereken şey ,evrendeki tüm gelişigüzelliğe karşın mesajınızın varlığını sürdürmek zorunda oluşu.Klasik kaos,kuantum belirsizliği,bir yere kadar rölativite ve hatta Gödel teoremi elele verip yarattığınız evreninize rastlantı saldırıları düzenleyeceklerdir.Bakalım hangi aşamaya kadar direnebileceksiniz,bu durum mesajınızı nasıl etkileyecek?
Ev ödeviyle ilgili ipucu:Yaşam evreni kendi amaçları için kullanmak ve evrenin yapısında bulunan düzenlilikten yararlanmak üzere sayısız olanak üretmiştir.Bu düzen bulunduğu ve yaşam bu düzenin farkına varıp ondan yararlandığı içinde bir süre sonra yaşamın yeni bir öğesi ortaya çıkmıştır:zeka.Unutmayalım her rastlantı yeni bir düzenin başlangıcıdır,kendi düzeniyle doğar.
Bakıldı,budandı,aşılandı:Rastlantı ve Kaos- David Ruella
Rastlantı ve Zorunluluk-Jacques Monod
16 Eylül 2009 Çarşamba
Carpe Diem
Olmuş olanla başetmek çok zordur.
Olmakta olanı görememek ise bir dramdır.
14 Eylül 2009 Pazartesi
Akrep ve yelkovan arasında
Ve tüm bunların temsilcisi ve kolluk kuvveti ,gestaposu saatler:
yaşamın öncesi ve sonrasını ayıran kitap ayraçları
borçlandığımız hayatlarımızı parça parça haczeden icra memurları
yaşamı kuşbaşı eşit parçalara bölen bir kasabın elindeki keskin satır
ölçülebilirliğin ve standartlaşmanın tescilli noteri
tektipleşmenin mikro aracı,haute couture'ü
farklı kültürlerdeki insanların zamanlarını birbirine ekleyen borsa göstergesi,ahlaksız broker'ı
alarmları ile hep birşeye başlamamız gerektiğini hatırlatan uyandırıcılarımız
doğal ve biyolojik saatlerimizin acımasız düşmanı
tüm yaşamımızdaki amansız takipçimiz,zamanın özel dedektifleri
her yerde karşımıza çıkan şımarık ,yüzsüz ,arsız,buyurgan illet.
12 Eylül 2009 Cumartesi
Maskeli Kuledibinde yağmur ve sessizlik
8 Eylül 2009 Salı günü polis bizi kuledibinde bulamadı. Biz oradaydık aslında, sanırım sadece insanlar göremiyorlardı. Onlar bizi Gloria jeans kafe’de kahve içip, yağmuru seyrederken gördüklerini düşünebilirler; halbuki biz Kulebindeydik; onlar gerçek değildi. Nevin, liloböceği, derviş ve zibidi kılığına girmiştik sadece, hiçbirimiz sonrasında parantez’in karşısındaki kafe’ye gidip bira da içmedi...
Sonra... hangisi hakikat hangisi gerçek onu da bilememiştik zaten
11 Eylül 2009 Cuma
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
10 Eylül 2009 Perşembe
Sezgi gücü
Peki, yeterlimidir yanlışı görebilmek, ama doğruyu bulamamak hali ?
İnsan halimizi daha iyi nasıl açıklayabiliriz ,kaldı ki yanlışları bile görebildiğimiz hala tartışmalıyken.
8 Eylül 2009 Salı
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
7 Eylül 2009 Pazartesi
Sorulması gereken sorular Bölüm II
Kaçıştan kaçmak
O akılcılığını, yakın çevresinin kendisine yüklediği sıkıntı ve depresyondan kaçmak ve kurtulmak için kullanmıştı.
Şimdi ise bu akılcılığı anlamayı zorlaştıran şey, onun bir zamanlar her şeyden kaçmak için kullanılmış olması ama bu kaçışın çok başarılı olması sebebiyle ,bugün işin renginin bu kaçıştan kaçmaya çalışmaya dönüşmüş olmasıdır.
4 Eylül 2009 Cuma
Yazarken elisıkı,beklerken cömert olmak...
3 Eylül 2009 Perşembe
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
Doğum
1 Eylül 2009 Salı
DERVİŞ'İN SEYİR DEFTERİ
sessizlik ,müzik ve sessizlik
Güzelliği hissedebilmek,çalkalanmış ruh hali,boğucu sevinç halleri,kimi zaman bir fotograftaki bakış,bitenin içinde yer etmiş hüzünlü kabulleniş,kumsalda ölüme yatmış bir martının gözleri anlatılamayan ,sadece sezebildiğimiz şeyler uyandırır içimizde.Temelden bizi sarsan ne varsa,ruh depremlerimizin tetikleyicilerinin anlatılması imkansızdır,yanlızca denenebilir.Tüm bunların ötesinde sadece,her yere bulanmış bir sessizlik vardır.
Anlatmanın yetmediği yerde,sessizliğin sesinin güçlendiği o anların ardından en yakın gelen müziktir hep.Zira dikkat ettiniz mi bilmem ,sessizlik bütün iyi müziklerin ayrılmaz bir parçasıdır.Kimi müzik vardır ki diğerlerinden daha az önemlidir, çünkü sürekli konuştuğundan daha az şey söylemektedir.Müzik bir varolma düzlemi yaratabilir bizlere,çoğu zamanda en önemli,en anlatılamaz hallerimizin kimine karşılık gelir.Gerçeklerimizin bazen bir görüntüsünü yakalayıp sunar belleğimize,yada bir görüntünün ardında ki gizli gerçekleri uyandırıp canlandırabilir.Ama asıl yaptığı tüm sanatlarda olduğu gibi,her zaman duyduğumuzu ama hiç bir zaman açıklayamadığımızı tüm çıplaklığıyla sunmasıdır bizlere.Schopenhauer'in kalıcı bir kurtuluşun olmadığı görüşünü bile yumuşatan bir şeydi müzik,anlıkta olsa bize doyumlar sağlıyordu ,zaman -mekan kavramını birazda olsa öteleyebiliyorduk,iradenin o akıcı etkisini azda olsa yokedebiliyorduk sanat ve özellikle müzik sayesinde.
Sanırım şimdi söyleyemediğim şeyleri en doyurucu haliyle sadece müzik anlatabilirdi.Oysa öyle bir becerim yok ne yazık ki.Bu durumda sadece sessizlik kalıyor geriye sığınacak.Müzikten bile önce gelmiyor mu sessizliğin evrensel dili çoğu zaman? Üstelik paylaşılabilen bir şey değilmidir sessizlik?Kendi içinde dilimlenmez mi?Herkese bir dilim düşmez mi?Herkes elindeki sessizliğin tadını çıkaramaz ,elindekiyle doymaz mı?Sessizliğin dingin ve hiç hali herşeyden önce vardı.Belkide biz, o nedenledirki, o büyülü sessizlik hallerine kuşkuyla yaklaşıyoruz,bizden sonrada sadece sessizliğin var kalacağını biliyoruz. Sonunda baktığımızda sadece sessizliktir bizden artan.