geceyi tophane üzerinde konaklamak iyi bir fikir gibi gelmiş ve kendine kavak ağaçlarının arasında dinlenebileceği bir yer ararken yaklaşan sonbaharın etkisiyle kurumuş, sararmış souta yaprağının daldan kopmasına neden olmuştur...tam içi hüzünle dolacak iken aşağıda nargilesini içip, kitabını okuyan o biçareyi görmüş ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle yaprağı ona doğru üflemiştir...
aklında sabitleşmiş bir konu olduğu halde, nargilesini içip kitabını okuyan bu yetenekli olgun insan örneği, bir "pıt" sesiyle karşısındaki koltuğun üzerine düşen sararmış souta yaprağına dikkatle bakmış, sanki son derece normalmiş, sanki zaten randevuları varmış, bugün tophanede bulunma nedeni zaten buymuş gibi, uzanarak, nazikçe vede dikkatlice yaprağı almış üzerine gerekli şeyleri yazarak kitabının sayfalarının arasına koymuştur...
havada uçan martılardan biri bunu görmüş, hemen denize dalarak istavrite söylemiş ve böylece yerküre okyanuslarının tamamında öykü bilinir hale gelmiştir...yukarıda da durum farklı değildir; kelebek rüzgarının etkisiyle dalından kopan yaprak salına salına ait olduğu yere doğru giderken üzerine vuran ışığı türlü oyunlara çevirdiği için kutup yıldızı bunu hemen farketmiş ve kainatın en kara deliklerine kadar durumu herkese bildirmiştir...
küçük sarı güzel yaprak sayfalar arasında bir rafta yerini almış ve sular tanrısı ile gökler tanrısının vereceği karar doğrultusunda hayatının kalan kısmının nasıl olacağını beklemektedir....
sessizlik...
3 yorum:
İşte Derviş'in seyir defterine yakışır notlar...ve bir kez daha anlaşıldı ki "hiç bir korunma önlemi işe yaramıyor".Fakat hüthütü niye karıştırdın olaya anlamadım.Biliyorsun onun başka bir hikayesi var.
istavrit ısrar etti, abi illa da hüthüt diye...
İstavritin bir çaparilik canı var,boyundan büyük işlere kalkışıyor.Bir tür kendini lüfer zanneden istavrit hali..
Yorum Gönder