16 Eylül 2009 Çarşamba

Carpe Diem

Olacak olanın olma ihtimali hep vardır.
Olmuş olanla başetmek çok zordur.

Olmakta olanı görememek ise bir dramdır.

7 yorum:

zibidi dedi ki...

Daha önce bahsetmiştik bu konudan.Şimdi biraz daha devam edelim.
...böyle, olmakta olan ile bir rekabet içinde olan insanların asıl problemi içinde yaşadıkları evrende ,asli ve parçalanmaz gerçekliklere ilişkin ,kavrama sınırlarının dışında bir sürü işaret görmeleridir.Gerçek sadece olana özgüdür ,an gibi;oysa zamanla kavgalı bu insanlar, olmuş bitmişin oldusunda ve olacak olanın olacağında , kısaca geçmiş ile geleceğin loş kuşaklarında yaşarlar.Yani anın kaygılarının gücü ile zamanın akış hızı arasında bir doğru orantı vardır ve onlar bunu göremezler....

...hal böyle olunca, hiçbir aykırı ve abartılı sivrilikleri olmayan sıradan bir yaşamı kabullenmiş, sıradan insanlar olarak ,olmakta olanın bu huzurlu sakinleri, kendilerini uzam ve zamanın içinde bir bütün olarak algılayabilecek belirli bir zaman ve mekanda doğan ,büyüyen,ölen ve doğdukları andan itibaren kaçınılmaz bir sürecin parçaları olan evreleri büyümeyi,yaşlanmayı ve sonuçta ölmeyi kabullenmiş ,nasıl mekan için en ,boy ,yükseklik gibi üç temel yapıyı içselleştirmişse,zaman içinde, geçmiş ,şimdi,gelecek gibi diğer üç temel hali kavramış , varoluşlarına ait bu iki boyutun yani mekanla, zamanın birbirinden ayrılamayacağını sorgulamayan devinimleriyle olmakta olanı üstlerine oturtmanın huzurunu iç dünyalarına da yansıtmış oluyorlardı.Üzerlerine tam oturan an ile ilgili süreçler potluk yapmıyor, hareketlerini kısıtlayıcı bir darlık yaratmıyor veya ellerine ayaklarına dolanacak derecede uzun yada bol olmayarak onları sakil bir görünümden kurtarıyordu.Olmakta olanla ilgili beklentileri diğer bir çoklarımızda olduğu gibi geçmişi ve geleceği bilmekle ilgili değildi.O na karşı bu denli alçakgönüllü,iyimser ve hatta sabırlı olmalarının asıl nedeni evrenin o büyük bilinmez nicelikleri yanında kendilerine ait niceliklerin göz ardı edilebilecek kadar küçük olduğunu kavramış olmalarıydı.


...sanki bu insanlar kendilerine verilen yaşam süresini çok iyi biliyor fakat telaffuz etmiyor gibi yaklaşıyorlardı her an’a. Döngülerinin farkında olan ayçiçeklerinin güneşi izlemeleri gibi olmakta olanı izliyorlardı gün boyu. Olmakta olanın farkında olabilmek, oldukça ciddi bir yoğunlaşma ve konsantrasyon gerektirir ve bu eni konu yorucudur hiçbir kısıtlamayı sevmeyen insanlar için. Akreple yelkovanın açıları arasındaki hapis edilmişlik hissinin verdiği moral bozukluğu eşlik eder gün boyu bu insanların tüm eylemlerinin niteliğine. İsyankar ve özgür ruhları her fırsatta bu açıların dışına çıkmaya çalışır içten içe , her fırsatta ihlal edilir, içinde olunması gereken olmakta olanın belirsiz sınırları.Anın üstünde ona hakim bir yaşam sürebilme hayalini kuran bu tip insanların sonunda gidip çarptığı gerçek ise şu olur hep: insanların oynak eylemleri değil olmakta olanın keskin süreçleridir mutlak olan.

Bleu dedi ki...

Olmakta olana dair tek tasası 3 tutku kaç kalori eder hesabı olanlar, olmakta olanı kaçıran "kaybedenler" grubuna mı girer?

zibidi dedi ki...

Bu tip tasalarla yola çıkanlar,en azından burunlarının ucuna bulaşmış çikolatalı browni gerçeğine ulaşamıyacak olanlardır.Gerçek lezzet oralarda bir yerde...

zibidi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Bleu dedi ki...

Onu görebilmek için aynaya bakmak gerekir.

insanoğlunun ayna ile kurduğu ilişki ise biraz sorunlu aslında.

Aynada tamamen sana benzeyen hatta hareket eden ama canlı olmayan "sen" imgesinde , aslında ölü bedenini görürsün der J.Lacan.

Bu yüzden de ölümle yüzleşirsin her aynaya baktığında...

Buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum ama olmakta olanı görmek için çok emek vermek gerektiği kesin...

Bir de,

Funny how secrets travel
I'd start to believe if I were to bleed
Thin skies, the man chains his hands held high
Cruise me blond
Cruise me babe
A blond beneath Beyond Beyond Beyond
No return No return

I'm deranged
Deranged my love down down down
I'm deranged down down down
So cruise me babe cruise me baby (Beyond)
And the rain sets in
It's the angel-man
I'm deranged....

zibidi dedi ki...

Otobanda David Bowie ile kaybolmadan ve ayna metaforuna girmeden önce, anlar üzerine Borges'ten geçici bir yorum



anlar

eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
ikincisinde daha çok hata yapardım.
kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
temizlik sorun bile olmazdı asla.
daha çok riske girerdim,
seyahat ederdim daha fazla.
daha çok güneş doğuşu izler,
daha çok dağa tırmanır,
daha çok nehirde yüzerdim.
görmediğim bir çok yere giderdim.
dondurma yerdim doyasıya,
daha az bezelye.
gerçek sorunlarım olurdu
hayali olanların yerine.
yaşamın her anını gerçek ve
verimli kılan insanlardan olurdum.
farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.
anlar, sadece anlar, siz de 'an' ı yaşayın.
hiçbir yere, yanına: termometre, su, şemsiye ve
paraşüt almadan gitmeyen insanlardanım ben.
yeniden başlayabilseydim,
ilkbaharda, papuçlarımı atardım.
ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla.
bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer...
ama işte, 85' imdeyim ve biliyorum...
ölüyorum...

derviş dedi ki...

teknik nedenlerden dolayı katılamadım. bu saatten sonra katılsam ne olur, bilemiyorum. ama keyifli bir sohbet olduğu kesin.
bu noktada sanırım şöyle başlamak isterim; olmuş olan olması muhtemel alternatiflerden sadece bir tanesi ve diğer alternatifleri bertaraf etmiş olandır. artık yapılacak pek bir şey kalmamıştır, her olan kendi sistematiğini yarattığından, bir anlamda zorunlu olarak kabul edip içselleştirmemiz gerekmektedir. asıl "sorun" da bu süreçtir aslında. olmakta olan sürecin sonunda olmuş olana dönüşeceği için vede yine pek çok alternatifin bulunduğu bir sürecin diyalektik okunmasını gerektirdiği için sık sık dramlarla karşılaşmamız muhtemeldir. bu da hayatın güzelliği deyip geçmek durumundayız.

uykumu alayım bu konu üzerine biraz daha çalışayım bakim....