30 Eylül 2009 Çarşamba

Harikalar Diyarından kadına dair notlar

Enki Bilal -Bleu Sang-1994
Bölüm 2: Nasıl sevmezdik sizi?
"Akıl,iradenin karar vermek için yaptığı gizli toplantılara giremez;kendi iradesinin asıl niyetlerinin,gizli kararlarının çoğundan habersizdir.Akıl tabi ki iradenin sırdaşıdır ama her şeyi de öğrenmesi mümkün değildir." - A.Schopenhauer

Ama yeteneğimizi bir siluet bulmakta kullanmıştık işte.Belli belirsiz algıladığımız , gerçek haline dönüştürmek için metafizik öngörülerden bile medet umduğumuz,olasılık hesaplarına başvurup,kendimize has, kesinliği doğrulanamaz denklemler oluşturduğumuz,gündelik ilişkilerimizde sorgulamadan algıladığımız jestlere ve sarf edilen sözlere binlerce anlam yüklediğimiz bir sahnede buluvermiştik kendimizi.Sahne her bir dekoruyla belirleyiciydi artık,dramımızda ki aktristi yaratmakta.Ve siz diye hitap edeceğim hala size ,dokunabileceğimiz kadar yakınlaşmıştınız düşüncemize,ama tutamayacağımız kadar uzaktınız hala ellerimize.Mütecaviz bir gülümseme ile küstah bir bakış arasında, kimi zaman sıradan bir giysiyi erotik,omuzunuzdan sıyrılmış buluzun açığa çıkardığı iç çamaşırınızın askısını lirik kılabilen üslubunuzla ,hayalimizde ki kadını düpedüz siz yaratmıştınız.Güzel ve çekiciyse nasıl olsa aptal,zeki ve alımlıysa nasıl olsa soğuk saptamalarının ötesine taşımıştınız erkek dünyasının kadınla ilgili kısır imajını.Ya da sadece ben öyle hissettim ve zaman zaman başka bazı erkeklerde...

Sıradan ve basit olanın güzelliğini görebiliyorduk artık,güzellik biraz gayret gösterirsek kendi çevremizde de bulabileceğimiz bir şey halini alıyordu ,mavinin tonları arasındaki dostluğu algılayabiliyor,kırmızı bir elmanın içinde gizli pembemsi tonu bir meleğin yanaklarına taşıyabiliyor, iştah açıcı bir pizza dilimini oburluğun ve hatta biraz da şehvetin simgesi halinde ısırıyorduk.Estetik anlayışımızın bu devingen hali,önceden görmezden geldiğimiz sıradanın estetiğine olan algımızı kuvvetlendiriyor,bu objelerinde ne kadar çekici olabileceğini gördükçe,onlara aynı değeri vermektense,doğru değeri vermeye çalışıyorduk.Hayatla ilgili tatminsiz duygularımızın nedeni olarak artık yaşamımızdaki kusurları suçlamayacak,ama yaşamlarımıza gerektiği gibi bakabilecek bir olgunluğa erişiyor,sıradan olanın kendi yaşamımız olmadığını kavramaya başlıyorduk.Ama hemen yanıbaşımızdakiyle,bir devamlılığın ne kadar zor olduğunu da biliyorduk, O'na giden yolda yaşayacağımızı bildiğimiz her zorluk gibi.Tutku ile uyum arasındaki birlikteliği bir arada bulmanın imkansızlığını ölçemiyorduk henüz.Zira mantığımıza tamamen egemen olmuş,onun planlarını aralıksız sabote eden,yargılarını eğip,büken bir güce isim bulmaya çalışıyorduk.Sanırım Siz akıl ve mantığımızı ayartmış ve gizlice uzun bir tatile göndermiş olmalıydınız.Çünkü en az sizin kadar albenili,davetkar ve çekici,üstelik birlikte olurken bizi çok daha az zorlayacak ötekilerine karşı ,nasıl bu kadar kayıtsız olabiliyorduk?Üstelik onların yanında sizinle olduğumuz anlardan daha fazla özgüven duymamız,kendimiz gibi olmaktan rahatsız olmamamız,kayıtsız kalmayı başarıp,daha etkileyici sonuçlar almamız mümkünken,neden bu ironiye mahkum oluyorduk?Evet hala kör değildik,her şeyi gördüğümüzü zannediyorduk ; ancak şunun farkında değildik ki ,her şeye ve hatta kendimize bile sizin gözlerinizden bakıyorduk.

Erkek ve kadın arasında ki sancılı ilişkinin ilk ağrılarını hissettiren gerçeğin çehresine hissedilmez bir temastı şu anda yaptığımız, yada olsa olsa onun çehresini değiştirmeye çalışmaktı,ama doğasına dokunamayacağımızı biliyorduk.Kanımızın kaynama noktasına ulaşacağı sıcaklığın hemen öncesinde bir yerdeydik ve onun ısısıyla ellerimiz hafifçe terlemiş bir haldeydik.Bu ısı kimyamızı altüst edeceğe benziyordu,şimdiden zihnimiz kekemeleşmişti,mantığın içi dışına çıkmıştı.Yaratıcı ile yaratılanın birbirine dönüşmesinin kolay olduğu inişli-çıkışlı bir düzlemde,nerede boyun eğeceğimizi,nerede başkaldıracağımızı kestirmeye çalışıyorduk.Kenara çekilenin,orada duran ve bekleyenin istediğinde karşısındakini eğip,bükebileceğini ve hatta eritebileceğini biliyorduk,ama... çoğu zaman yapamıyorduk. Kendimizi bulabilmenin yollarında yok edici,kavurucu bir yangının kundakçısı olmayı göze almıştık işte.Her şeyle, hiçbir şey arasında bir kavşaktınız artık ve biz tam ortasında duruyorduk.

Devam edecek... gibi duruyor;
Her şey gibi bunun da bir sonu olmalı...

1 yorum:

derviş dedi ki...

kardeşim benim, güzel insan...
bu ancak böyle yazılabilirdi...:))